Cumartesi, 04 Eylül 2010
AVRUPALI TÜRKLERİN KİŞİSEL GELİŞİM SİTESİ - gelisim motivasyon danismanlik ile ilgili herseyi burada bulabilirsiniz - Gelmodan Sitesine Hosgeldiniz 
AVRUPALI TÜRKLERİN KİŞİSEL GELİŞİM SİTESİ
AnasayfaAile İçi İletişimÇocuklarla İletişimİş YaşamıMakalelerİletişimArama
Anasayfa
Ayın Tavsiye Kitabı

"Büyük Düşünmenin Büyüsü"
(David J. Schwartz)

Statistics
Ziyaretçiler: 255790
Şuanda 8 misafir bağlı
Kendimizle İletişim Yazdır E-posta

“Güzel düşünen güzel görür...” -İmam-ı Rabbani-

OLUMLU DÜŞÜNCE VE DUYGU KONTROLÜ

  • Düşüncelerimiz yaşamımızı nasıl etkiler!
  • Olumlu Düşüncenin okulu: ZİHNİMİZ
  • Zihnimizi olumlu düşünmeye nasıl alıştırabiliriz!
  • Alıştırmalar
     "Her şey bende düğümleniyormuş!" diyeceğiniz bir seminer...

Her konunun bir, 1. maddesi vardır. Eğer konumuz iletişim olacaksa bunun da 1. maddesi, “Kendimizle İletişim Nasıl Olmalıdır?”  şeklinde ortaya konmalıdır diye düşünüyorum.

Atalarımız, “Küp içinde ne varsa dışarıya onu sızdırır” diyerek aslında tutarsızlıklara pirim vermek isteyenlere de, tutarsızlıkları cilalı amblajlarla örtme gayreti içinde olanlara da yüzyıllar öncesinden ikaz ışıklarını yakmışlardır. İslam tasavvuf önderlerinden İmam-ı Rabbani “Güzel düşünen güzel görür, güzel gören güzel düşünür” diyerek kendimizle kuracağımız olumlu iletişimin en başında ‘olumlu düşünce’ olgusunun yer aldığını belirtmiştir.

Kendimizle kuracağımız olumlu iletişimin en başında Olumlu Düşünce olgusu yer almaktadır.

Bugün hangi kişisel gelişim kitabını açarsanız açın, “kendimizle iletişim” bahsinde karşınıza ilk çıkan cümle ‘olumlu düşünce’ cümlesidir.

Olumlu düşünce olgusu, bazı pesimistlerin sandığı gibi bebelere nazire olsun diye yetişkinler için ortaya atılmış bombom şekeri türünden bir şey değildir; aksine, kişisel mutluluğun ve başarının olmazsa olmazıdır.

Emerson “Kişi gün boyu düşündüklerinden ibarettir” der. Kaynağı biraz karışık ama, muhteviyatı açısından cildlerle psikoloji kitabını kenarda bırakacak zenginliğe sahip şu sözler, Emerson’un  başladığı yerden çıkış yaparak tüm süreci özetler:
“Düşüncelerinize dikkat edin, sözlerinizi oluşturur.
 Sözlerinize dikkat edin, duygularınızı oluşturur.
 Duygularınıza dikkat edin, davranışlarınızı oluşturur.
 Davranışlarınıza dikkat edin, alışkanlıklarınızı oluşturur.
 Alışkanlıklarınıza dikkat edin, kişiliğinizi oluşturur.
 Kişiliğinize dikkat edin, kaderinizi etkiler.”

Görüldüğü gibi süreç düşünceyle başlıyor ve hemen kelimelere bürünüyor, sonra duygular oluşuyor ve arkasından davranışlar; davranışların tekrarı alışkanlıkları oluşturduğu anda durum otomatik pilota bağlanıp, tekrarlar kişiliğimizi oluşturuyor. En çok neyi yapıyorsak onunla anılıyoruz; çok yiyorsak obur, içiyorsak alkolik, öfkeleniyorsak agrasif, cimri, cömert, zalim, merhametli vb. şeylerden sonra “Hesap Günü”...

               X                                 X                                   X

Günlerden Cumartesi, aynı kasaba da yaşıyan üç Türk ailesi birbirlerinden habersiz saat gece 12.00 ye yaklaştığı halde evlerine gelmiyen oğullarını bekliyorlar. Şimdi bu ailelerin reisleri olan babaların düşünce dünyasına bir yolculuk yapalım ve ilk uğradığımız babanın kafasında şu DÜŞÜNCELER ile karşılaşalım. “Bu oğlanın yaptığı düpe düz saygısızlık; ‘ben seni takmam’ demek istiyor, eşşek herif! ” Babanın düşünceleri üç aşağı, beş yukarı kelimelere böyle büründü. Şimdi bu babanın DUYGULARI nasıl olur? Nasıl bir haleti ruhiye içinde bulunur? Kestirmek zor değil herhalde. Bir soru daha: Kestirmekte zorlanmadığımız bu olumsuz duygular içindeki baba nasıl bir DAVRANIŞ sergiler...?

Şimdi de birbirlerinden haberi olmayan ama aynı benzer bir olayın içinde bulunan diğer babanın DÜŞÜNCELER ine bir yolculuk yapalım: “Oğlum gecikti; ama onun gelmek istediği için can attığını biliyorum; galiba arkadaşlarının alaylı sözlerinden sıkıldığı için gelemiyor. Gençliğimde aynı mengene de bende kaç kez sıkışmadım mı?” Düşünceleri böyle kelimelere bürünen 2. baba nasıl bir duygu içinde bulunur ve tabii oğlu eve geldiğinde hangi tür bir davranış sergiler?

Dilerseniz 3. ailenin babası yerine annesinin düşüncelerine bir yolculuk yapalım: “Yahu bey, saat 12.00 ye geliyor, bu oğlan hâlâ gelmedi ; demin ambulans sesleri duydum kaza filan yapmış olmasınlar?” Anne de aynı durumu yaşarken böyle düşünüyor. Sorum belli: Bu anne hangi duygulara bürünmüş ve oğlu geldiğinde nasıl bir davranış sergiler?

Kestirmeden cevaplayalım: 1. baba, durumu saygısızlık olarak düşündüğü için, içine girdiği duygular ona en kibarından şöyle bir davranış ortaya koyduracak “ulan eşşek herif! Senin bu yaptığın ...” 2. Baba, oğlunun arkadaşlarını kıramadığını düşündüğünden muhtemelen eve geç gelen oğluna şöyle davranacaktır: “Ah, kerata! yine arkadaşlarından ayrılamadın, değil mi? Yavrum, telefonla bari bir haber verde merak etmiyelim olmaz mı?”

-“Tamam baba!”

Anne ise oğlu kapıdan girer girmez boynuna sarılacaktır. “Yavrum! Çok merak ettim; çok şükür kaza yapmamışsın... Bir daha bizi böyle meraklandırma emi?”

-“Çok özür dilerim anne!”

1. babanın “eşşek herif”le başlıyan muhabbeti(!)nin nerede veya nerelerde sonuçlanacağını bilemediğim için kısa kesmiştim; ama çok uzayanlarına da şahit oldum.

Şimdi aynı olayı yaşıyan üç kişi üç farklı düşünceyle olaya yaklaşıyor, o düşüncelerin meydana getirdiği duygular farklı oluyor ve ortaya da yine farklı davranışlar çıkıyor. Burada ortaya çıkan gerçek şu: Eğer istenmiyen davranışlarımızı değiştirmek istiyorsak, onların arkasında yatan duyguları değiştirmeliyiz. Peki, “duyguları nasıl değiştirebiliriz?” sorusunu duyar gibi olduğumdan hemen şunu söyliyebilirimki, sözlerinize dikkat edin ve onları olumlu kılmaya çalışın. “peki ya o nasıl olacak?” derseniz “Düşüncelerinize dikkat edin” derim.

Tekrarlar bazen faydalıdır. “Kişi gün boyu düşündüğünden ibarettir” demiş Emerson.
İmam-ı Rabbani’de “Güzel düşünen güzel görür, güzel gören güzel düşünür” diyerek, taa yüzyıllar öncesinden bize kendimizle olumlu iletişim kumamızın formülünü vermiş.

              X                                 X                                   X

“Küçük kız, hüzünlü yabancıya gülümsedi. Bu gülümseme adamın kendisini iyi hissetmesine neden oldu. Bu iyi hal içindeyken geçmişte kendisine yardım eden bir dostunu hatırladı ve ona teşekkür edemediğini düşündü. Hemen bir mektup yazıp gönderdi. Arkadaşı mektubu alınca o kadar sevindiki, mektubu okuduğu lokantadaki garson kıza çok yüksek bahşiş verdi. Garson Kız ömrü boyunca böyle yüklü bir bahşiş alıyordu. Akşam evine giderken, aldığı bahşişin bir kısmıyla mahallede aç olduğu belli olan fakir adama yiyecek aldı. Adam öyle minnettar olduki... üç gündür boğazından birşey geçmemişti. Karnını doyurduktan sonra, bir apartmanın kömürlük kısmının yanındaki odasının yolunu tuttu. Öyle neşeliydiki, bir saçak altında titreyen köpek yavrusunu görünce kucağına aldı ve yavruyu ısıttı. Küçük köpek soğuktan kurtulduğu ve başını okşıyan biri olduğu için çok mutluydu. Geceyarısından sonra tüm apartmanı duman sardı. Birşeyler olduğunu hisseden köpek havlamaya başladı. Önce fakir adam uyandı sonra tüm apartmandaki insanlar... Anneler dumandan boğulmak üzere olan çocuklarını kucaklıyarak hayatlarını kutardılar.”

Hidayet Kayaalp

 
< Önceki   Sonraki >
Haftanın Sözü

"Özlü sözler de çiçekler ve sevgiler gibi bakım isterler. Dilden düşürmemek hiç bir işe yaramaz"

-Haşmet Babaoğlu-
 
Advertisement
 
Template source from Ades Design. Converted to Mambo template by Your Mambo Design.
© 2010 AVRUPALI TÜRKLERİN KİŞİSEL GELİŞİM SİTESİ
Joomla! is Free Software released under the GNU/GPL License.
 
Anasayfa     Aile İçi İletişim     Çocuklarla İletişim     İş Yaşamı     Makaleler     İletişim     Arama